Salı

Ölüm orucunda olan iki insanı tutuklamak...
Modern çağın distopyası çok değişti. Belki de değişmedi, biz eskileri okumaktan yenileri göremez olduk. Kavramsallığı uygulamaya dökmek neden bu kadar zor sanki?
Üzerinde yürümek zorunda kalacağımız ya da ayaklarımıza dolanan bütün ipleri kesip,ucu ucuna ekleyip, kuyudan HERKES İÇİN su çıkarmak çok mu zordu?
Çok mu zor eşitliği sağlamak? Söz konusu cezalandırma olduğunda bile okların bir gün bizi bulabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurmak?
Cezalandırma konusunda Viktor Hugo Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabında  karakterine şöyle dedirtiyor:
"Beni yargıladılar ve ölüme mahkum ettiler. Bu onlara sonsuz haz verdi çünkü onlara yanlış gelen bir suç işledim ama unuttukları bir şey var. Benim ölüm tarihim belli fakat ben giyotin altına girene kadar öldürülmemi bekleyen kim bilir kaç kişi ölecek."
Ceza keserken tanrısal bir güç vardır elinizde. Adil olmaz gerekir. Ve şunu unutmamak gerekir:
Ölümün "her adrese uğraması" gibi doğasal bir anarşizmi var. Ben bu adalet anlayışını kabul görüyorum.
Herkes için eşitlik sağlanmaya çalışılırken ölüm kadar katıksız bir gerçeklikle yaklaşılması gerekildiğini...




1 yorum:

  1. Andrei Tarkovsky der ki " Büyük şeyler sona erer küçük şeyler baki kalır. Toplum böyle parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli. Sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz yanlış tarafa döndüğün noktaya. Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz suları kirletmeden. Deli bir adam size utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünyadır burası!"
    Nostalghia'yı hatırlattı yazınız nedense bu denli etkilendiğim nadir yazılardan birisidir. Yıllardır kör bir şekilde yaşıyoruz küçük dünyamızın dışına çıkmayı kabul etmiyoruz. Dediğiniz gibi yalnızlığımızı eskilere dalarak hafifletiyoruz ve yenilerden uzak duruyoruz.

    YanıtlaSil